İmalat Sanayi Ve Rekabet - Kalkınma Ofisi
16211
single,single-post,postid-16211,single-format-standard,ajax_updown,page_not_loaded,boxed,vertical_menu_enabled,,side_area_uncovered_from_content,qode-theme-ver-8.0,wpb-js-composer js-comp-ver-4.9.2,vc_responsive

İmalat Sanayi Ve Rekabet

dVcqU82TM2LGTPP4AL9FBYMcMIhMmu9v

19 Şub İmalat Sanayi Ve Rekabet

İmalat sanayi ülke ekonomimizin güçlü kollarından bir tanesidir. Yarım asır gibi kısa bir zaman diliminde birçok sıkıntıya rağmen büyük atılımlar yapabilmiş olan imalat sanayi memleketimiz için iftihar vesilesidir. Bu gün ülkemizin dört bir yanında kurulmuş bulunan fabrika ve atölyelerde stratejik ürünler dâhil ekonomimize katma değer oluşturan birçok mal grubu üretilebilmektedir. Ancak tüm bu olumlu gelişmelere rağmen imalat sanayi ekonomimizin yapısal aksaklıklarından kaynaklanan sıkıntılar yaşamaktadır. Diğer taraftan küresel ve bölgesel entegrasyon sürecinde organize olunamaması gibi bir sıkıntı kendisini göstermektedir. İmalat sanayimiz ülke ekonomisi açısından yüklendiği görev itibariyle gelişmelere daha fazla hazırlıklı olmak durumundadır. Özlemini çektiğimiz Türkiye sanayileşme sürecini tamamlamış, yüksek teknolojiyi arayan ve bilgi toplumu olmayı başarmış bir Türkiye’dir. İmalat sektörümüzde arzu edilen sonuçlara ulaşabilmemiz önünde önemli engellerden önemli bir tanesi işletmelerimizin Türkiye ölçeğinde küçük/orta boy; dünya ölçeğinde ise çok küçük işletmeler olmasıdır. Bilânço değerleri açısından, istihdam açısından, Ar-Ge çalışmaları açısından işletmelerimiz Avrupa, Amerika veya Uzakdoğu ölçeğinde çok küçük işletmelerdir. Diğer sektörlerimizde olduğu gibi imalat sektörümüzde de görünen manzara; küçük veya orta büyüklükteki işletmelerimizin “büyük balıklarca yenmeye hazır küçük balıklar” konumunda olduğudur. Bu olumsuz süreç ülkemizde bütün hızıyla devam etmektedir. Öncelikle şu husus çok iyi anlaşılmalıdır ki; Gaziantep’teki imalatçımızın rakibi Kayseri’deki imalatçımız değil Çin’deki, Japonya’daki, Almanya’daki veya Amerika’daki ileri teknoloji kullanabilen dev işletmelerdir.

Bu aşamada fazlasıyla önemseyerek, imalat sektörümüzde yatırım ihtiyacı olduğu şeklindeki değerlendirmelerin yanlışlığına vurgu yapmak isterim.

İmalat sektörümüzün öncelikli ihtiyaçları

•Sermaye Bütünleştirmesi
•Ürün Bütünleştirmesi
•Teknolojik Yenilik ve
•Pazarlamadır.

Bu gün yapılmış olan yatırımlar yarı kapasiteyle çalışıyor durumundayken, imalat sektörümüzde küçük parçalar halinde imalat yapan atölyelerin güç birliği yapmasına şiddetle ihtiyaç vardır. İmalat sektörümüzde çalışan işletmelerimizin rekabet güçlerinin korunabilmesi ancak ortaklık hukuku ile vücut bulacak “sermaye yoğunluğu” arkasından sağlanacak lokalleşme ve ihtisaslaşma ile mümkün olabilecektir. Müteşebbislerimizin uluslararası pazarda rekabet edebilmeleri için bilgi, deneyim, sermaye ve kadro ile birlikte en uygun büyüklükte organizasyonlar kurmaları keyfiyet değil zarurettir.

Arzu edilen kalitede mal ve hizmet üretilebilmesi ve bu ürün ve hizmetlerin pazarlanabilmesi için şart olan belgelendirme zorunluluğu “lokalleşme” ve “ihtisaslaşma” ihtiyacını zorunluluk haline getirmiştir. Kendi konusunda uzmanlaşmış departmanlar gerek yeterliliklere gerekse kalite standartlarına uygun ürün ve hizmet üretebilmek zorundadırlar.
Lokalleşme ve ihtisaslaşmada öncelik üretim ve pazarlamada olmalıdır. Büyük sermaye grupları pazarlama konusuna yoğunlaşırken, istenilen ürün standardı konusunda imalat departmanını uyarmalı, ambalajlama, belgelendirme ve işaretleme konularında yönlendirici olmalıdır. Bu sayede SSK yükü, işçi-işveren memnuniyetsizliği gibi ağır sıkıntılarla uğraşmak yerine büyük ticari girişimlere yoğunlaşmalıdır. Üretim departmanı ise, düzgün ürettiği ürünlere hazır pazar bulma güvencesi içerisinde pazarlama departmanının taleplerini yerine getirme gayreti içinde olmalıdır. Büyük siparişlerde “seri üretime” geçebilmeli ve teslim süresini kısaltabilmeli, düşük yoğunluklu siparişlerde ise “yalın üretim” modeli uygulayarak esneklik sağlayabilmelidir. Bu modelin hayata geçirilmesiyle Organizasyonel İnovasyon ve Sunumsal İnovasyon sağlanarak işletmelerin Türkiye İnovasyon Sistemiyle bütünlük oluşturması sağlanabilmelidir. Önerdiğimiz bu organizasyon için Küme Modeli örnek alınabilir. (Tüzel kişilikler ve karsız organizasyonlar bağlantılı ve belirli bir sektörde ilişki kuran kuruluşların ve şirketlerin coğrafik olarak en yakın grubuna küme-cluster denir.) İmalatçı firmalar, ilgili servisler ve destek kuruluşları arasında eğitim kuruluşları, hammadde tedarikçileri, makine imalatçıları, ticari fuarlar, finans kuruluşları, risk sermaye kuruluşları, dağıtım organları bulunur. Bu kuruluşların birbiriyle rekabet ederken aynı zamanda birbiriyle işbirliği yapmaları önemlidir. Yaşanan süreç ivedilikle endüstri kümeleri (ındustrial clusters) oluşturulmasını önemli kılmaktadır.
Bilindiği gibi ulusal ve bölgesel kalkınmanın temel bileşeni olan bilgi tabanlı teknoloji ve stratejik plan üretilmesi ; “sanayi koridorları” ve “teknoloji koridorlarının” oluşumunu zorunlu hale getirmektedir. Ülkemizde “sanayi kuşağı” oluşumları muhakkak ki iftihar vesilesidir. Sanayi kuşağı oluşumlarına ve kurulmuş bulunanların etkinliğinin artırılmasına hız verilirken “sanayi koridoru” ve “teknoloji koridoru” oluşumlarına da gereken önem verilmelidir. Yukarıda açıkladığımız önerilerimizin temel alınarak geleneksel iş kollarından “sanayi koridoru” ve “teknoloji koridoru” oluşumlarına otofinansman modeliyle geçilebileceğine inanıyoruz. Bu aşamada değişik üretim modelleri uygulanarak verimliliğin ve karlılığın artırılması önemlidir.

Toplumumuzun “Ahilik” kurumuna dayalı olarak uzun yıllar mesleki dayanışma ve işbirliği içinde olmasının öncelikle endüstriyel kümelerin daha sonraki aşamada sanayi kuşağı ve sanayi koridoru oluşumları için zemin hazırladığı kanaatindeyiz. Ülkemiz bu zenginliğini mutlaka kazanıma dönüştürmelidir.

İmalat sektörümüz için hayati öneme haiz bir başka konu da “marka”dır. Yukarıda açıklamaya gayret ettiğimiz küreselleşme ve bölgesel bütünleşmelerin yatırım ve ticaret hayatına getirmiş olduğu yeni kurallar “marka” olgusuna daha fazla önem verilmesini gerektirmektedir.
Türk İmalat Sanayi ISO 9003 ürün kalite standardının dünyada uygulama kabiliyeti bulamaması nedeniyle oluşan boşluğu iyi değerlendirmeli ve potansiyelini dış ticarette avantaja dönüştürmelidir.

Bahse konu boşluk üretici beyanı olarak hayata geçirilecek markalar ile avantaja dönüştürülebilecektir. Ülkemiz girişimcilerinin bu gücü, kudreti vardır.

Murat KUŞ
Avrupa Patent Vekili